• AnaSayfa
  • DEV-GENÇ
  • HABERLER
  • KADIN
  • AÇIKLAMALAR
  • SEKTÖREL
  • HAFIZA
  • MATERYALLER
  • GALERİ
  • İletişim

Wed02222012

Font Size

KPanel

Tarihimiz

Tarihimiz

  • PDF


Kendinizi eğitin çünkü aklınıza ihtiyacımız olacak. Harekete geçin çünkü coşkunuza ihtiyacımız olacak. Örgütlenin çünkü gücünüze ihtiyacımız olacak.”

A.GRAMSCİ

Türkiye’de özelde gençlik hareketi, genelde de devrimci hareketin soy ağacına bakıldığında DEVGENÇ pratiğinin bu hareketlerin oluşumunda ne kadar etkin olduğu görülecektir. Bir bakıma denilebilir ki, DEVGENÇ belki bir öğrenci gençlik hareketi olarak doğmuş olabilir ama daha sonraki süreçlere bakıldığında günümüze kadar gelen birçok siyasi hareketin kadrolarının yetiştiği bir pratik eylem okulu halini almıştır. Bu sebep ile de DEVGENÇ ile ilgili bir araştırmaya kalkarken aslında 71 sonrası günümüze kadar gelen ve 75-80 sürecinde özellikle kendini hissettiren siyasi bir gelenekten bahsetmekteyiz. Öyle ki 12 Mart askeri cuntası süreciyle beraber başlayan ve 71- 75 yenilgi dönemlerinin ardından 75-80 devrimci atılım dönemine damgasını vuran bu siyasi kuşaktır. Y ani DEVGENÇ kendine bir kuşak yaratabilmiştir ve her şeyden önce bir siyasi partinin üstlenmesi gereken birçok görevi ortada böyle bir örgütlülük olmadığından üzerine almak zorunda kalmıştır. Yani bir bakıma DEVGENÇ ile ilgili bir tarih araştırmasına girmek isteyen herkesi bekleyen: Türkiye devrimci hareketinin 1960 sonrası siyasi tablosudur. Göreceğimiz olan bu tablodur. Ondan çıkaracağımız dersler de bu tabloya baktığımız yerle alakalı olacaktır

DEVGENÇ,  adı fikir kulüpleri federasyonu (FKF) olan öğrenci gençlik hareketinden doğmuştur. Fikir kulüpleri ise ilk olarak Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kasım 1952 yılında kurulmuştur. Bu kulüp yayınladığı bildiri de şöyle seslenmektedir :”Fikir, insanlık hayatının ve gelişmesinin ana unsurudur… politikadan ve her türlü ideolojik propagandadan uzak olarak fikirlerin tam bir hoş görülülük ve mevcut kanunlar sınırı içinde münakaşasını amaç edinmiş bulunuyoruz”(2)Böyle eski bir tarihi göstermek isteyişimizin nedeni fikir kulüplerinin tarihi değil 1950’ler Türkiye sinde anti komünist yönelimin ve politikadan korkunun gösterilmesidir. Böylesi bir süreçten FKF ’ye evrim yavaş olacaktır. Türkiye sosyalist hareketinde 1960lar ile başlayan hareketliliğin ve FKF ’nin de kuruluşuna hız katan faktörün büyükçe bir bölümünün Türkiye İşçi Partisi olduğunu unutmamak gerekir. Bununla beraber diğer bir siyasi aktör konumda olan Yön dergisi de TİP’ den bir yıl sonra politik arenaya çıkacaktır.(Eski TKP kökenli kadroların büyük kısmı ya yurt dışındadır ya da siyasi hayatına çok zor koşullarda devam edebilmektedir?).

TİP 12 Şubat 1961 tarihinde sendika liderleri tarafından kurulur. Bir halkayı anlayabilmek için bütün olarak zinciri görebilmek gerekli. O sebepledir DEVGENÇ’  ten bahsederken “1960ların tablosuna bakmak“ yararlı olacaktır deyişimiz. Çünkü TİP’i anlamadan FKF ‘tip’olojisini; Milli Demokratik Devrim tezlerinin içeriğini anlayamadan da DEVGENÇ’ itirazını’ anlamak çok mümkün görünmüyor. TİP için “Türkiye kapitalizmi gelişmemiş bir kapitalizmdir. Buna göre Türkiye kapitalist olmayan yönden kalkınma yolunu tutmalıdır. Bu yol da emekçilerin yönetim ve kontrolüne katıldıkları planlı ekonomik bir sistemdir. Anayasa’nın sağladığı hak ve hürriyetlere dayanılarak işçi sınıfı ülke yönetiminde söz ve karar sahibi olacak, işçi temsilcileri meclise girecek ve demokratik seçim yoluyla iktidara gelecektir”(3).Dolayısıyla TİP genel anlamda siyasi bir örgütün başarısını dört yılda bir yapılan seçimlere indirgemekte, bunun dışındaki kazanımları gör(e)memekte, önemsememektedir. Dolayısıyla toplumsal hareketlere ve olaylara karşı refleksinin zayıflığı ve burjuva yasallığına hapsolma yönelimini aşamamasının nedeni devrimci dönüşümden çok reformcu mantıkla hareket etmesinde, deyim yerindeyse bu hareketlerden korkmasında yatmaktadır. Türkiye İşçi Partisi’ndeki bu eylem fobisi ve toplumsal olaylara mesafeli yaklaşım onun gençlik örgütü gibi hareket eden 17 Aralık 1965 tarihinde kurulan Fikir Klüpleri Federasyonu için de geçerlidir. Öyle bir hava hâkimdir ki bu örgüte “aman bir şey yapmayın faşizm gelir “ savı bütün ‘safları’ etkisi altına almıştır. Öyle ki FKF ‘nin yayın organı “Kavga” 25 0cak 67 tarihli yayınında şu tespitte bulunur: “Bugün Türkiye önemli günlerini yaşıyor. İki bölük gibi gözüken egemen güçler aslında ortak bir oyun oynuyor. Bu işi gençlik hareketleri ile yapıyorlar. Yakında işçileri de bu işe karıştırıp sokağa dökmek isteyecekler. Sokak kavgasının ise Türkiye’yi nereye götüreceği açıktır. Bu davranışlar faşizmi çağırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Türkiye sosyalist gençliği bu oyuna gelmeyecektir.”(4)Yayın organının adı Kavga olan bir gençlik örgütünün böyle savlar söylüyor olabilmesi tarihin cilvesi olsa gerek ki tespitler yapıldığında Türkiye’de yaşanan henüz bir öğrenci boykotu ya da antiemperyalist herhangi bir pratik sokak eylemliliği yoktur. Ama toplumsal hareketler daha şimdiden mahkûm edilmiştir. Burada başka bir halkaya geçiş yapmak sanırız yararlı olacaktır. Türkiye’de bunlar tartışılırken Avrupa’da barikat geceleri kuruluyor, Vietnam savaşı nezdinde antiemperyalizm güçleniyordu. Diğer yönüyle Orta doğu’da Suriye, Irak ve Mısır’da “ilerici” ordu darbeleri yaşanıyor ve komünist partiler de bu yönelimlerle ittifak kurma arayışlarına giriyorlardı. Öte yandan bir süre sonra Çekoslovakya’nın işgali ile Türkiye’de güler yüzlü sosyalizm tartışmaları yaşanıyor ve TİP bu gelişmelerden muaf kalamıyordu.

Bu tartışmalarda önemli bir yerde durduğu için Yön dergisine değinmek faydalı olacaktır. Yön dergisi 20 Aralık 1961 de birçok aydının imzası ile Ankara’da yayın hayatına başladı. Bu bileşenin 27 Mayıs darbeci generallerinden,  öğretim üyelerine, Doğan Avcıoğlu’ ndan,  Kemal Tahirlere kadar uzanan bir içeriği vardı. Yöncülere göre ise esas orak devrim “devrimci” orduya dayanacaktı. Asker sivil genç devrimci aydınlar, öğretmenler ve üniversite gençliği devrimin asıl dayanakları olacaklardı. Yön’ün içerisinde diğer bir yazar Mihri Belli ise dergide çıkan yazıda benzer bir tahlil yaparak :”Türkiye’nin önündeki ödev,  milli bağımsızlığımızı ve demokrat inkılâbını gerçekleştirmektir… gerici cepheye karşı birleşerek karşı durmak gereklidir. Bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’ yi özleyen her Türk yurtseveri, işçiler, köylüler, Atatürkçü aydınlar, Kemalist gençlik eksik kalmayacaktır.”diyerek Milli Demokratik Devrim tezini ortaya atar ve böylece Sosyalist Devrim ile Mili Demokratik Devrim tartışmaları gündeme gelmiş olur. MDD tarafından anlatılan Türkiye’nin bağımsız bir devlet olmadığı, ilk etapta bağımsızlık için mücadele vermek gerektiğini,  bunu yaparken de asker sivil aydın zümresi ile ittifak kurmak gerektiği tezidir. Doğan Avcıoğlu’nda olan da bir yönüyle vurucu gücün ordu olduğu tezinin, ittifak politikası diline uyarlanmış biçimidir. Hatırlatmak istediğimiz Türkiye’nin de bir Ortadoğu ülkesi olduğu ve yanı başında Suriye ve Irak’ta yaşanan Baas rejim-darbelerinin Mısır’daki Nasr yönetimimin yansımalarının Türkiyeli kimi sosyalistler açısından değerlendirilip uyarlanışıdır.

MDD-SD tartışmaları ile beraber bir diğer tartışma da Sovyetlerin Çekoslovakya’ yı işgali üzerine tavır alışlarda ortaya çıkmış ve TİP lideri Mehmet Ali Aybar tarafından ortaya atılan güler yüzlü sosyalizm anlayışında kendini göstermiştir. Tüm gelişmeler TİP içerisinde MDDci etkiyi arttırmış ve tabanda özellikle gençlik alanında bir karşılık bulmaya başlamıştır. Uzunca anlatışımızın sebebi buraya gelmek isteyişimizdir. Ortadoğu Balkanlar ve Avrupa’da gelişen hareketlilik karşısında Türkiye’de durağanlığın olması hele ki aman bir şey yapmayalım faşizm gelir türünden önermelerin taban bulması böylesi bir siyasi atmosfere uygun düşmemektedir. İşte böylesi bir momentte FKF içerisinde, Latin Amerika’da,  Ortadoğu’da, Avrupa’da gelişen hareketliliğe karşı kayıtsız kalınması çok olanaklı görülemezdi sanırız. İşte FKF’ deki TİP pasifizmine karşı gelişen bu hareketleniş DEVGENÇ ‘e giden yolu yaratmış ve MDDci etki kendini hızla göstermiştir. Bu evrede Yön dergisi kapanması (haziran 67) ,aradan Türksolu ve Aydınlık sosyalist derginin açılması ile beraber MDD tezleri FKF içerisinde geniş bir sempatizan ağı yakalıyordu.


1966 TİP Malatya Kongresi ile etkisini iyice gösteren MDD-SD tartışmaları FKF içinde geniş yankı buluyor ve gençlik MDD tezleri etrafında toplanmaya başlıyordu. Bu toplanmadaki kimi etkenleri yukarıda saydık.(toplumsal hareketlere karşı çekingenlikten, parlamentarizme, güler yüzlü sosyalizm anlayışından, antiemperyalist hareketliliğe kadar).MDD etkisi TİP’ i çöküşe doğru götürürken, FKF yi Devgenç’e evriltmeyi becerebilmiştir. FKF deki bu tartışmalarla beraber Ekim 69’a gelindiğinde FKF Türkiye devrimci gençlik federasyonuna kısa adı DEVGENÇ olan örgüte dönüşecektir ve böylece MDD tezleri gençlik üzerindeki etkisini taçlandıracaktır. FKF’ nin son süreci ve DEVGENÇ in ilk dönemlerinde gelişmekte olan işçi hareketleri lokal çapta grevler ve Ege’ de(Ödemiş’te, Akhisar’da)tütün mitingleri ile, FKF,  DEVGENÇ eylem pratiğini geliştiriyor ve sokak pratiklerine yöneliyordu. Bununla beraber ülkedeki üç büyük kentte üniversite işgalleri,  boykotlar ortaya çıkıyor ve antiemperyalist sokak eylemlilikleri çapını aşarak gelişiyordu. İşte böylesi bir pratik eylemlilik ortamında DEVGENÇ kendine düşenin çok üzerinde bir işlev görerek, Türkiye’deki TİP’ den doğan boşluğu doldurmak zorunda kalmıştır. Bunu da yaparken kendi yollarını ve tarzlarını çizerek yapmışlardır. FKF’ nin son dönemlerinde gerçekleşen Akhisar tütün mitinginde bazı pankartlara yazılan sloganlar,  bu tarzı en iyi şekilde gösterecektir.”Biz tarlada yanıyoruz,  siz plajda, biz tütün dikiyoruz siz apartman “vb ironilerle sürece aktif katılım sağlayan FKF, DEVGENÇ kadrolarından başkası değildi. Yani öğrenci gençlik hareketi olarak başlayan ve FKF’ den DEVGENÇ e evrilen süreçte,  bu örgüt bir öğrenci hareketi olmaktan çok daha fazla işlev görmüştür.

Bir süre sonra Aydınlık Sosyalist Dergi’deki MDDciler arasında da çıkan tartışma süreci ile Proleter Devrimci Aydınlık adında bir grup kopacak ve Şahin Alpay, Doğu Perinçek, Halil Berktay gibi isimler ASD’den ayrılacaklardı. İşte tam da bu zaman diliminde FKF, DEVGENÇ’ e evrilecektir. Bu ayrılık durumu DEVGENÇ ‘in ilk kongresine de istemeden de olsa yansıyacaktır. Ayrılan grup daha sonra Türkiye sosyalist hareketindeki Maocu akımın öncüllerini oluşturacaktır. Bunun yanında bir süre sonra TİP kurultayına alternatif olarak yapılan proleter devrimci kurultay gerçekleşecek ardından da ASD’ ye açık mektup yazısı ile Mahir Çayan, Yusuf Küpeli öncülüğünde ASD den bir kopuş daha yaşanacak ve bu kopuş DEVGENÇ’in bundan sonraki politik siyasi örgütsel hayatına yön verecektir. Devgenç bu isimle 9 Ekim 1969-26 Nisan 1971 tarihleri arasında politik hayatına devam etmiş bir örgüttür. Bu tarihler arasında ve sonrasında DEVGENÇ’ e hâkim olacak olan eğilim 71 gerilla hareketinin yaratıcılarından olan THKP olacaktır. FKF DEVGENÇ sürecine alternatif olmamakla birlikte İstanbul’daki MDDci gençlerin Deniz Gezmiş önderliğinde kurdukları örgütlülük ise devrimci öğrenci birlikleri (DÖB)idi. Bu hareketlilik ise eylem zemini üzerinden doğan bir canlılığın ürünüydü.

DEVGENÇ,  69-71 yılları arasında öğrenci hareketi olmanın çok ötesinde pratikler sergileyerek, toplumsal olaylara öncülük etmeye çalışmış 12 Mart askeri cuntasından sonraki yenilgi dönemimde ve 75 sonrası siyasi politik mücadeleyi sürdürecek kadroların yetişmesini sağlayarak Türkiye sosyalist hareketinin TİP sonrası önemlice bir militan tipolojisini ortaya çıkmasına katkı sunmuştur. Öğrenci gençliğin dışında işçi ve köylü gençliği örgütlemeyi başarabilmiş, 1975 sonrası antifaşist mücadele pratiklerinin gelişmesinde bu kuşak aktif rol almıştır.1971 silahlı direniş örgütlerinin birçok militanının yetiştiği bir okul gibi işlev görmüştür.80 sonrası sürecin önemli dinamiklerinden Kürt özgürlük hareketinin DEVGENÇ ve THKP pratiğinden etkilendiğini söylemek,  sanırız yanlış olmaz. Bir yönüyle yazmaya çalıştığımız Dev Genç tarihi aslında bir bütün olarak kendinden önce ve özellikle de sonraki devrimci dinamikler için önemli bir yerde durmaktadır. Dolayısıyla bahsettiğimiz,  salt var olduğu dönem açsından ele alınabilecek bir hareket değil,  kendinden sonraki sürece de etki yapan bir tarihtir. Göstermek istediğimiz de bu fotoğrafın bir kesiti değil,  kesiti de içine alan bütünüdür. Nasıl yazmıştı Gramsci:
‘Bir partinin tarihini yazmak, monografik bir bakış açısıyla bir ülkenin genel tarihini yazmak demektir’  






*Türkiye Solu (1960-1980) – Ergun Aydınoğlu
*Yarılma (1954-1972) – Gün Zileli
*Fikir Klüpleri Federasyonu – Turhan Feyzioğlu
*Proleter Devrimci Kurultay – Hafıza-ı Beşer Kurtuluş Teorik Politik Dergi Sayı:11