Brezilyalı devrimci eylemci Marigella’nin “Şehir Gerillası” kitabı yayınlandıktan (Ant Yayınları tarafından Ekim-1970’de yayınlanan bu kitap, kapağında üç kurşun deliğini andıran delik bulunduğu için “Üç Delikli” kitap olarak adlandırılan) sonra bir hafta içinde her şey değişmiş, daha doğrusu bir strateji değişikliği yapılmıştı. İlk günlerde yapılan eleştiriler bir anda unutulmuştu ve Marigella’nın tezleri savunulmaya başlanmıştı. Ayrıca, THKO ile yapılan bir görüşme de alelacele pratiğe geçme kararı verilmesine neden olmuştu.
Bütün bir Güney Amerika’yı etkiledikten sonra dünyanın bir çok yerine yayılan Marigella’nın Şehir Gerillası teorisi o zamanlar çok önemliydi. Özellikle Avrupa’da ulusal karakterli Bask ile IRA’yı, ve esas olarak İtalya’da Kızıl Tugaylar ile Almanya’da Bauder Manyof’u çok etkilemişti. Batının 68’nden çok etkilenen ve yüzünü devamlı batıya dönük tutan Türkiye devrimci hareketi bu dönemde Güney Amerika, Vietnam ve Filistin gerillasından etkilenmeye başlamıştı. Özellikle THKO ile başlayan bu süreç, THKP-C ve ardından TKML-TİKKO ile devam etmişti.
Mahir, bu ideolojik ve politik etkileşimde özellikle Şehir Gerillası ile “politik ve askeri liderliğin birliği ilkesini” benimsemiş ve bunları da kendi pratiğinde uygulamıştı. Böylelikle SD-MDD ayrışmasından başlayarak kısa bir zaman içinde kendi teorik ve siyasal açılımlarını yapmaya çalışan Mahir, sosyalist hareket içinde yeni, son derece bir hızla ve keskin bir dönemeç, bir yol ayırımı yaratmıştı.
Kesintisiz Devrim Broşürleri
Kesintisiz Devrim broşürleri Kurtuluşta ilan edilen yeni yayın politikası doğrultusunda, “Kurtuluş Yayınları” olarak Kesintisiz Devrim-I-II-III adlarıyla çıkarılacaktı. Bir yandan bu broşür çalışmaları yapılırken, bir yandan da belirli bir hazırlık devresine dayanan “gizli ve derinden bir örgütlenme” süreci öngörülmüştü. Bu bağlamda, “Kesintisiz Devrim-I” adlı bu broşür gazetenin yayınlanmasının hemen ardından 20 Mart 1971 günlerinde çıkmıştı. Mahir, bu broşürün önsözünde yapılan çalışmanın nedeni, broşürlerin içeriği ve planı şöyle açıklamıştı:
“Ülkemiz Sol’unda tam bir teorik keşmekeş hüküm sürmektedir. Öyle ki, aynı revizyonist tezleri temel alan ve bunları değişik ambalajlamalarla piyasaya süren, kendi özgücünün dışında başka güçlere bel bağlayan çeşitli oportünist fraksiyonları, en sert bir şekilde birbirlerini oportünizmle pasifizmle, ihanetle vs. ile suçlamaktadırlar.
“(...) Oportünizm her yerde her zaman bilimsel sosyalizmi tahrifte iki metoda başvurur.
“Ya zaman ve mekan kavramlarını dikkate almadan, Marksizm ustalarının başka tarihi şartlar için ileri sürdükleri ve yaşanılan dönemde eskimiş olan tezlere dört elle sarılır ve bu tezleri kendi sapmasına dayanak yapmaya çalışır. Veya Markizm-Leninizmin her şart altında geçerli tezlerini “zaman ve mekan değişmiştir, o yüzden geçerli değildir” diyerek Marksizmi revize eder.
“(...) Biz bu broşürü kaleme alırken özellikle bu gerçeği dikkate aldık. Devrim anlayışımızı, buna bağlı olarak örgüt ve çalışma tarzı anlayışımızı, Marksist devrim teorisinin, zaman içinde derinleşip zenginleşmesinin nasıl bir rota izlediğini belirterek ortaya koymaya çalıştık... Bu yüzden, soyuttan başlayarak, meseleyi en başından ele alıpy zaman içinde nasıl derinleştiğini ortaya koyarak somuta inmeye karar verdik.
“(...) Meseleyi üç kısımda inceledik. Birinci kısım, Marx, Engels ve Lenin dönemlerinin Marksist devrim teorisini ihtiva etmektedir.
“İkinci kısım, İki Taktik’de formüle edilmiş olan Leninist kesintisiz Devrim Teorisi’nin bizzat Lenin tarafından derinleştirilmesi; bu teorinin sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin pratiklerine uygulanması; Stalin’in yönetimindeki Komüntern’in ve Mao’nun, Lenin’in bu önerisini ayrı ayrı yorumlamaları: Kapitalist olmayan yol tezinin özü ve Milli Demokratik Devrim Teorisi bölümlerini; ihtiva etmektedir.
“Üçüncü kısım ise, emperyalizmin ayırdedici özellikleri, Leninist önerinin yeni şartlar karşısında zenginleşip derinleşmesi ve yarı-sömürge ülkelerin devrim stratejisi, Küba devrimimin devrimci ve revizyonist yorumları, Türkiye Devriminin Yolu bölümlerini kapsamaktadır.
“Ayrıca her bölümde, konuyla ilintili olan meselelerde ülkemizdeki oportünizmin her türlü eleştirisi yer almaktadır.”
Bu önsözden de anlaşılacağı gibi Kesintisiz-I’den sonra ikinci ve üçüncü broşürler hazırlanacaktı. Ancak, THKO’nun eyleme geçmesinin devrimci gençlik üzerinde yarattığı etki alelacele bir tavır değişikliğine yol açmıştı. Bu yeni tavır, bir an önce silahlı eyleme geçmek ve Şehir Gerillası’na başlamak şeklinde kendini göstermişti. Bu nedenle, Kesintisiz Devrim” broşürleri serisinin sadece birincisi çıkarılmış, diğer ikisi için illegalite koşullarında Mahir tarafından hazırlanmış bir kısım notları kalmıştı. Hareketin yenilgisinden sonra “Kesintisiz Devrim II-III” adıyla yayınlanan broşür içeriğinden de anlaşılacağı gibi bu hazırlık notlarından oluşmuştu.
Mahir tarafından yazılmış olan diğer yazı ve belgeler de şunlardır. “Bir durum Değerlendirmesi Taslağı”, THKC’nin “1 Nolu Bülteni”, THKP’nin “İhtilalin Yolu” bildirisi, “Bazı Araştırma Konularına İlişkin Notlar”, Aralık 1971 Tarihli “THKP-C’den İhraç Kararı” ile Ankara’daki THKP-C’liler yazılan “Mektup”, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi için hazırladığı ve henüz hiçbir yerde yayınlanmamış olan 50 sayfalık “Mahkeme Savunma Taslağı”, ve son olarak Selimiye’de hücrede yazdığı Şiirleri’dir.
Örgüt İçi Ayrılık ve Devrimci Kararlılık
Bu yazı ve belgelerden Yusuf Küpeli ve M. Ramazan Aktolga'nın “THKP-C'den İhraç Kararı” ile Ankara’daki THKP’lilere yazdığı “Mektup” önemlidir. Bu iki mektupta Mahir, örgüt içi sorunlara bakışını, örgütün teorik ve siyasal hattını, bu hatla ilgili temel belgeleri ve kendi tutumunu anlatmaktadır. Bu iki belge şöyledir:
“İlhan ve Mahmut Arkadaşlara
“Partimizin ideolojik-politik-örgütsel-stratejik ilkeleri Kurtuluş'un 1. sayısında, Parti ve Cephe bildirilerinde ve de Parti tüzüğünde net ve açıktır. Partimizin çizgisi Marksizm-Leninizmin dünyanın ve Türkiye'nin şartlarına uygulanması sonucunda ortaya çıkmış olan uluslararası devrimci hareketin çizgisidir. Partimiz, yeni-sömürgecilik çağında dünya ve Türkiye halklarına karşı enternasyonel ve milli görevini yerine getirme savaşında gerilla savaşını temel almıştır. Gerilla savaşını politik mücadelenin en üst ve etkili biçimi olarak ele alan Partimizin stratejik çizgisi politikleşmiş askeri savaş çizgisidir. Bu çizgi, gerilla savaşını birleşik devrimci savaş ilkesine uygun olarak ele alır. Birleşik devrimci savaş, henüz kitlelerin aktif desteğini almadığı, savaşın oligarşi ile halkın devrimci öncüleri arasında geliştiği bir ortamda, Partimizin örgütsel ilkesi politik ve askeri liderliğin birliği ilkesidir. Örgüt şeması da yeni-sömürgecilik döneminin Bolşevik çizgisidir. Partimizin ideolojik-politik-stratejik-örgütsel ilkelerini "Narodnizm", "Marksizm ile narodnizmin eklektik birleştirilmesi, en tehlikeli sol sapma" diye niteleyerek, Partimizin devrimci çizgisi yerine, uluslararası sosyal pasifizmin çizgisini, Partinin Genel Komitesi’nden habersiz tezgahlama gayretleri içinde olan sizlerin Partimizde kalmasına artık fiilen imkan yoktur. Bu Parti, sizlerin bugün "Narodnizm" diye reddettiğiniz ideolojik-teorik-stratejik ilkelerin üstüne kurulmuş ve bu ideolojik çizgiye uygun devrimci pratikle halkımıza mal olmuştur. Bu nedenle, Genel Komite üyeleri olarak, bizler, Partideki bütün yetki ve görevlerinizin iptaline ve de Partiden ayrılmanıza karar verdik. (*)Bu sağcı görüşü benimsemiş olan örgütün bu veya şu kademesinde görevli olanlarda aynı işleme muhataptırlar.
Kurtuluşa Kadar Savaş!
Oral - Rüştü - Memduh - Cevdet – Hasan, Aralık 1971”
Ankara’daki THKP’lilere Mektup
“Bundan önceki mektupta sadece İlhan ve Mahmut'larla aynı örgütlenme içinde olamayacağımızı ve de fiilen bütün bağlarımızı kestiğimizi yazmıştık.
“Bunun nedenlerini de iki ana başlık altında toplamıştık:
“1-İdeolojik-politik-stratejik çizgi farklılığı,
“2-Yoldaşlığa sığmayacak şekilde bu iki kişinin, en haince
oligarşinin hücrelerindeki yoldaşlarını ilzam edecek işler yapmaları, en adice bırakalım devrimci yoldaşlığı, feodal dostluğa bile sığmayacak tavırlar almaları.
(...) Politikleşmiş askeri savaş stratejisi terkedilmiş, pasifist revizyonist Kıvılcımlı çizgisi (yeni bir yorumla) partiye egemen kılınmıştır.
“Bu iki arkadaş ortak görüşlerimiz olan ve bir ölçüde hareketimizin ideolojik, teorik temellerini oluşturan bütün eski yazıları, Parti ve Cephe bildirilerini, Kurtuluş'ta tespit edilen çizgiyi ve de yazıp da bastırılmayan konuşmalarımız, vs.'yi tümden reddetmektedirler.
"Peki, o dönemde sizler bu görüşleri solda savunmuyor muydunuz?" sorusuna verdikleri cevap oldukça ilginç:
"Evet savunuyorduk. Biz de böyle düşünüyorduk. Ancak o zaman biz Marksizmi iyi bilmiyorduk. Mahir'in söylediklerini olduğu gibi kabul ediyorduk. Oysa bu altı ay içinde okuduk, öğrendik. Eski görüşlerin, parti çizgisinin Narodnizm ile Marksizmin eklektik bir karışımından, başka bir şey olmadığını anladık. Aslında eski çizgi fokoculuğun Marksist terminoloji altında tezgahlanmasından başka bir şey değildir. Eski çizgimiz sol sapmaydı..."
(...) Bilebildiğimiz kadarıyla bu arkadaşlar, Marksizmden habersiz kişiler değil, tam tersine bu konuda toplantılarda, vs.'lerde sözcülük yapan çeşitli fraksiyonların yanlış çizgide olduğunu, sosyalizmin ustalarının eserlerinden alıntılarla söyleyen ve de aylarca birlikte devrim anlayışı, çalışma tarzı, örgüt anlayışı, Türkiye'nin şartları gibi konularda konuşup hemfikir olduğumuz kişilerdi.
“Mayıs ayının sonuna kadar parti çizgisini hararetle savunan bu arkadaşlar, İstanbul'daki arkadaşlarının yakalanmaları üzerine, eski ideoloji ve stratejilerini değiştirerek, eski çizgiyi sol sapma diye mahkum ederek, kitaplar içine dalarak (bütün pratik görevlerini bir yana itip) Marksizmi öğrenip, sonunda da "Eskiden Doktor genellikle doğru söylüyordu. Biz Doktor'un dediklerini yanlış değerlendirmişiz" diyerek zamanında revizyonist ve anti-Leninist diye mahkum edilmiş olan çizgiyi, Partinin yeni çizgisi diye ilan etmişler, bunu Doktor'un her dediğinin doğru olduğunu söyleyerek değil, genellikle doğru söylüyordu diye yapmaktadırlar.
(...) Partimizin çizgisi politikleşmiş askeri savaş çizgisidir.
“Bilindiği gibi, salt gerilla savaşı kendi başına askeri niteliktedir.
“Gerilla savaşı, kavram olarak tek başına devrimci bir anlama sahip değildir.
“Ancak emperyalizmin (açık ve gizli) işgali altında olan ülkenin marksistlerinin, siyasi gerçekleri açıklama kampanyasının, dolayısıyla politik bilinç götürme temel aracı ve de bu yoldaki temel çalışma tarzı olarak gerilla savaşını almalarına, politikleşmiş askeri savaş çizgisi denir.
“Politikleşmiş askeri savaş deyişiyle, silahlı propaganda deyişi arasında muhteva olarak fark yoktur... Aralık 1971”
Mahir’in Tarihsel Rolü ve Devrimci Kişiliği Üzerine
Türkiye sosyalist hareketinde Marksist önderleri iki gruba ayırabiliriz: Bir grup, politik önderliğe soyunan ve bunu hakkıyla yapanlar. İkinci bir grup ise salt ideolojik önderliğe soyunan ve politik önderlikten uzak duranlar. Birincilerin önemli bir bölümü de ideolojik yetersizlikleri(yarı yolda mücadeleden ayrıldılar) ve eylemciliklerinin yarattığı yaşamsal rizkler nedeniyle(ölümler ve uzun süreli hapislikler) tarihsel izler bıraktılar. kalıcı olamadılar. İkinciler doğal olarak kalıcı olamadılar. Birinci dönemin(1920-1965) önderleri bir yana, ikinci dönemin yani 1965-2000 döneminin önderleri arasında ve esas olarak bu dönemin öncüleri arasında 1975-1971 döneminde ortaya çıkan Mahir Çayan, diğerlerine göre daha farklı bir konumda olmuştur.
Siyasal bir düşünceyi ve onun eylemliğini yaratan öncülerin izleyicileri olmazsa onun devam etmesi ve sonraki kuşaklara aktarılması mümkün değildir. Mahir’in izleyicileri esas olarak yeni ve genç bir nesil oldu. Eski yol arkadaşlarından bir kısmı mücadeleden uzaklaşırken, bir kısmı da onu aşma çabasıyla yeni siyasal ve örgütsel refleksler geliştirerek gelenekten kopmadı. Bu bağlamda Mahir’in devrimci kişiliği ve Türkiye Sosyalist Hareketi içindeki rolü nasıl ele alınmalıdır? Mahir’in çok sayıdaki izleyicileri için bugün neler söylenebilir? Bu süreçte kendilerine “Çayan Sempatizanları”, “Çayanistler” diyenler olduğuna ve onun tezlerini hala savunanlar bulunduğuna göre, “Çayanizmden” söz edilebilir mi ?
Bu soruların yanıtlanması bu yazının sınırlarını aşar, ancak bugün hala devam eden bir devrimci gelenekten ve onun izleyicilerinden söz edilebildiğine göre, 30 yıl boyunca Türkiye sosyalist hareketinin ana akımı haline gelen tezleriyle Mahir’in tarihsel rolü ve devrimci kişiliği üzerine bazı değerlendirmeler yapılabilir. Mahir, yaşamı, mücadelesi ve sonraki kuşaklara bıraktığı devrimci mirasla bunu herkesten daha fazla hak etmiştir.
1-Mahir’in o dönemin yeni devrimci jenerasyonu içinde teorik ve siyasal çözümleme kabiliyeti ve çabası herkesten daha gelişkindi. Bu bakımdan Mahir, Deniz ve Kaypakkaya’dan çok farklıydı. Onlardan daha gelişkin ve daha yetenekli, daha geniş düşünen ve derin analizler yapan ve esas olarak ideolojik ve politik bir önder konumundaydı.
2-Mahir, o yıllarda herkes tarafından teorisyen olarak tanımlanmasına rağmen ve belki de bunun bir militan devrimcilik olarak görülmemesinin de etkisiyle(o yıllarda devrimciler “teorisyenler” ve “eylemciler” olarak ikiye ayrılıyor ve ikinciler daha iyi devrimciler olarak görülüyordu) inatçı bir “eylemci” haline gelmesi önemli bir durumdu. Mahir, tarihte kendi teorisini kendisinin hayata geçirmeye çalıştığı söz ve eylem birliğinin tipik bir örneğini sergileyen özgün bir devrimci tipiydi.
3-Mahir’in teorik ve siyasal tezleri Küba ve Çin devrimlerinin bir sentezini oluşturuyordu. Mahir’in yarattığı teorik, siyasal ve örgütsel çözümlemeler, yani devrim ve sosyalizm hattı/rotası Türkiye koşullarına uygun değildi. Kendisinin de birçok kez tekrarladığı gibi sömürge ve yarı-sömürge ülkeler için(Türkiye’yi Mozambik, Angola, Endenozya, Brezilya gibi ülkelerle aynı kategoride ele alıyordu) geçerli olan Marksist çözümlemelerinin esas olarak Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri için geliştirilmiş bir devrim teorisi olduğu hayatın pratiği içinde ortaya çıkmıştı. Bu nedenle Mahir’in teorik ve siyasal hattının hayata geçirilmesi bağlamda PKK’nin THKP-C’nin ve THKO’nun bir tür devamcısı olduğu söylenebilir.
4-Türkiye’nin sosyo-ekonomik araştırmaları üzerine dayandırılmayan teorik formülasyonlar ülke şartlarını dikkate almadan yapılmış, gençlik, işçi sınıf ve köylü ilişkileri siyasal ve örgütsel bir form üzerine oturtulamamıştı. Bu çabayı Kesintisiz-II ve III’de bir miktar özet halinde görüyoruz. Ama bu tezler de Doğan Avcıoğlu’na dayandırılan tezlerdi. Nitekim mahkeme savunması Avcıoğlu’nun tezleri üzerine dayandırılmıştı. Aynı şey THKO tarafından da yapılarak her iki hareketin ulusal kurtuluşçu çizgisi ortaklaşmıştı.
5-Mahir, kendi ifadesiyle işe Marksist yöntemin tersinden başlayarak “soyuttan somuta doğru” yaptığı teorik formülasyonu ile çok cesaretli bir adım atmıştı. O dönemde teori dil bilen aydınların tekelindeydi ve kendisi dil bilmiyordu. Buna rağmen yine o dönemde yetersiz(bu çeviriler sonradan gözden geçirilmiştir) ve eksik çevirilerle yetinerek Marksist geleneği yeniden yorumlamaya ve somut bazı sonuçlara ulaşmaya çalışması çok önemli bir çabaydı. Temel aldığı argümanlar Lenin’in, Stalin’in, Mao’nun. Lin Bia’nun ve Marksist yorumlarına dayanıyordu.
6- Mahir’in okuma, yazma, konuşma yeteneği, yani genel ideolojik düzeyi o zamanki ortalamanın çok üstündeydi. Yazılarının dipnotlarından 50’ye yakın kitaptan yararlandığı ve en az 10 dergiyi düzenli olarak takip ettiği anlaşılmaktadır ki, bu da onun ideolojik düzeyi konusunda bir fikir vermektedir. İdeolojik polemiklerde kullandığı üslup, beden dili oldukça iyi ve kitleleri etkileme kabiliyeti yüksekti. Yazı üslubu da geleneğe uygundu. Giyiminde, kuşamında ve yaşam tarzında o zamanların geçerli olan popülizminden daha az etkilenmişti. Mahir aynı zamanda çok duygusal ve o yıllarda geçerli olan romantik bir devrimciydi. Çevresiyle, kadınlarla, ailesiyle vb. ilişkilerinde her zaman bu durumun etkisini görmek mümkündür. H.Cevahir’in Sibel Erkan olayında öldürülmesinden öylesine etkilenmişti ki, intiharı seçmişti. Solak olduğu için sağ eliyle kalbine ateş etmiş, fakat tam hedefi tutturamamıştı... Aynı şekilde, Elrom’un ve Kızıldere’de İngilizlerin öldürülmeleri sırasındaki insani duyarlılığı, Hücrede yazdığı şiirlerde ve SBF’deki bir Dev-Genç sorgulamasında gösterdiği tepkiler de vb. bu görülebilir.
7-İki eski politik önderin (M.Belli ve H.Kıvılcımlı) dışındaki diğer aynı kuşak devrimcilerini ciddiye almıyordu. Bu ikisine karşı da tutumu esas olarak onları aşma çabası şeklindeydi. Kıvılcımlı’ya karşı daha saygılı tutumu ise, o zamanlar herkeste olan bir şeydi ve bu aslında Kıvılcımlı’nın biraz da anlaşılmamasından kaynaklanıyordu. Mihri Belli’den bir ideolojik yaparak kopan Mahir, bazı tezleri nedeniyle ilgi gösterdiği Kıvılcımlı’dan 12 Mart’a doğru(herkes gibi) iyice soğumuştu. Kuşkusuz bu kopuşta Kıvımcımlı ile görüşmenin ve Sosyalist gazetesinde yayınlanan Kıvılcımlı’nın “Aktolgalı Caygar Beyler” başlıklı yazısı da önemi olmuştu.
8-Farklı süreçlerle yola çıkmalarına rağmen THKO ile THKP-C aynı çizgide buluşmuş ve sonunda da birleşme kararı almıştı. Bu birleşme olgusu daha sonraki dönemde üzerinde durulmayan ve hafıza kaybına uğratılan Türkiye tarihinin en önemli birlik girişimi ve tarihsel dersiydi... THKP-C’nin teorik argümanları vardı ve başlangıçta bunu çok ciddiye alıyordu. Ama pratikte THKO ile aynı çizgiye düşmüş ve aslında ondan etkilenerek hızla pratiğe geçmişti... Hatta denilebilir ki, THKO’dan etkilenerek bir rakabet havasıyla(gençlik tabanını kaybetme kaygısıyla) onun peşinden sürüklenmişti... Bu bağlamda THKP adeta erken doğum yapmış, bir prematüre çocuk gibi, eksik ve yetersiz(tüzük, program, örgütlenme vb.) olarak pratiğe geçmişti. Bu durum, THKP-C önderliğinin gücünü, çapını ve zafiyetini gösteriyordu...
9-12 Mart yenilgisinin ardından THKP-C’nin diğerlerinden daha kalıcı olması, onun teorik ve siyasal argümanlarında aranmalıdır. THKO’nun önderliğinin yediği ağır darbeden sonra Maocu çizgiye
evrilmesi, onun teorik ve siyasal yetersizliğinden kaynaklanmıştı. O dönemde Maoculuk ideolojik anlamda çok etkiliydi. PDA hareketinin gücü, pratikteki tutarsızlıklarına ve yetersizliklerine karşın teorik çözümlemelerinden kaynaklanmıştı. Yenilgi döneminin ardından Maoculuk bir kısım THKP-C’lileri de etkilemiş ve bir grup(Halkın Yolu) olarak ortaya çıkmıştı. Ancak, THKP-C, esas olarak PDA ve Mihri Belli çizgisine karşı mücadele içinde doğup gelişmişti.
10-THKP-C’nin örgüt modeli klasik parti örgütlenmesi değildi. Bu model aslında TİP’in ve Dev-Genç’in dernek modelinden esinlenerek oluşturulmuştu. Bu model basitçe GYK ve YK’dan oluşan dar, gizli ve sıkı disiplini olan bir örgüt şemasıydı. Bu bağlamda, amaç ve araç diyalektiği çerçevesinde yeterince geliştirilmemiş ve kuruluşu bile tamamlanmamış olan bu örgüt modeli hareketin en zaaflı yanını oluşturmuştu. Kendilerini şu ya da bu şekilde Mahir’in ve THKP-C’nin devamı olarak gören ve onu izleyenler de aynı zaafları taşımış ve hemen hepsi uzun yılar boyunca hareket geleneğini aşıp partileşmeyi başaramamıştır. Bu modelin iki versiyonundan biri, çok uzun yıllar sonra DHKP-C’nin yeniden üreterek formüle ettiği örgütsel biçimdi. İkincisi de, bu geleneği daha geniş boyutta ve kendine uygun koşullarda hayata geçiren PKK’nin gerçekleştirdiği örgüt ve mücadele biçimleriydi.
11-Mahir’in izleyicilerinin büyük çoğunluğu O’nun teorik ve siyasal çizgisinin ciddi bir Marksist incelemesini yapmadan salt eylemlilik çizgisinde miras yarışına girdi. Mahir’i birebir izleme iddiasında olanlar bile O’nun eski kuşak devrimcilerine karşı yaptığını, yani onu aşma başarısını gösteremedi. Sadece Kurtuluş’un bu yönde önemli çabası oldu ve ancak bu çaba da dönemin siyasal ve sosyal psikolojisi içinde sekteye uğradı. 1975-1980 döneminin dayattığı temel ve güncel siyasal görevlerin de etkisiyle Kurtuluş’un Mahir’i her konuda aşma çabaları yeterince anlaşılamadı. Ayrıca, 1971 direniş geleneğine duygusal bağlarla sıkı sıkıya bağlı olan yeni kuşak devrimciler, ne bu dönemi ve ne de Mahir’in tezlerini sorgulama becerisini gösteremedi.
Sonuç Yerine
Mahir Çayan üzerine kendi türünde yazılan bir ilk deneme olan bu yazının sonucu yerine; onun tarafından yazılan ve THKP-C I davasında mahkemede yapılan ortak savunmada “Son Söz” olarak okunan aşağıdaki metni aldık.
“Devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır. Kurtuluş Bayrağı bu yolu tırmanan gerillaların birbirlerine iletmesi ile oligarşinin burcuna dikilecektir. Her engebede düşen gerillaların gövdesi bir devrim fırtınası yaratır... Düşen gerillaların kanı devrim yolunu kızıllaştırır, aydınlatır... Düşenler geride kalmazlar, onlar; emekçi halkın kalbinde, ruhunda ve bilincinde, devrimin önder ve itici sembolleri olarak yaşarlar... Ve onlar; liderdirler, liderler devrim savaşında masa başında oturmazlar, bu savaşta en ön safta savaşırlar... Düşenler devrim için, devrim yolunda vuruşarak düştüler... Kalbimize, ruhumuza ve bilincimize gömüldüler... Onlar; kurtuluşa kadar savaş şiarını, devrim yoluna kanlarıyla yazdılar... Yolumuz; devrim yolunda düşenlerin yoludur...
“Kurtuluşa Kadar Savaş!”
Yararlanılan Kaynaklar:
1-Mahir-Biyografi(Turhan Feyizoğlu, Gökkuşağı Yayınları Birinci Baskı-1999)
2-THKP-C, Dava Dosyası, Yazılı Belgeler (Yar Yayınları, İkinci Baskı-1988)
3-THKP-C İddianameleri(I ve II)
4-THKP-C Savunma (68’liler Birliği Vakfı, Kasım-2001)



