• AnaSayfa
  • DEV-GENÇ
  • HABERLER
  • KADIN
  • AÇIKLAMALAR
  • SEKTÖREL
  • HAFIZA
  • MATERYALLER
  • GALERİ
  • İletişim

Mon05212012

Font Size

KPanel
Back HAFIZA Hatırla Şubat Ayında Neler Oldu ?

Şubat Ayında Neler Oldu ?

  • PDF

,  Gazeteci Abdi İpekçi öldürüldü

Milliyet Gazetesi’nin başyazarı Abdi ipekçi evine yakın bir yerde, ülkücü M. Ali Ağca tarafından arabasında öldürüldü.

5 Şubat 1977, Zeki Erginbay Öldürüldü

Zeki Erginbay, 23 Ocak günü Şişli-Osmanbey’de çalıştığı İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nden çıkışında güpegündüz kaçırıldı. 12 gün sonra, yani 5 Şubat günü Şile yolu üzerinde cesedi bulundu. Cesedin incelenmesinden sol göğsünde bir kurşun yarası ve vücudunun çeşitli yerlerinde işkence izleri tespit edildi. 12 Mart 1971’de Dev-Genç ve THKP-C davalarından yargılanan Zeki Erginbay Kurtuluş Hareketi’nin 1976’dan sonra İstanbul’da örgütlenmesinde ve TKP’ye karşı ideolojik mücadelesinde önemli katkıları olan militan bir devrimciydi.

7 Şubat 1986
,  Diyarbakır Cezaevinde 30 ölüm olayı

Askeri Savcı, Diyarbakır cezaevinde 1981-1984 yılları arasında çeşitli nedenlerle 30 kişinin öldüğünü açıkladı.

13 Şubat 1925,
Kürt İsyanı başladı

İsyan Ergani İlçesine bağlı Eğin bucağının Piran köyünde başladı. Kısa zamanda Diyarbakır, Elazığ ve Genç vilayetlerine, Çapakçur, Muş, Varto, Dersim ve Erzurum’a kadar genişledi.  Hükümet, 21 Şubat’ta Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt, Bitlis, Van, Hakkari vilayetleri ile Erzurum’un Kiği ve Hınıs ilçelerinde sıkıyönetim ilan etti.

4 Mart 1925 günü de Takrir-i Sükun Kanunu çıkarıldı. Bu kanuna göre,  isyan bölgesi ve Ankara’da birer İstiklal Mahkemesi kuruldu. Hükümetin aldığı sert ve olağanüstü tedbirler ile bölgeye gönderilen askeri birlikler isyanı 15 Nisan’da bastırdı. Çatışmalarda iki taraftan da binlerce insan öldü.

Şeyh Sait ve arkadaşları yakalanarak tutuklandı. İstiklal Mahkemesinde yapılan hızlı yargılamalarda Şeyh Sait ve 47 arkadaşı hakkında idam kararı verildi. İdamlar 28 Haziran 1925 günü Diyarbakır’da infaz edildi. Ayrıca isyancılardan çok sayıda kişi çeşitli cezalara çarptırıldı.    

13 Şubat 1961, Türkiye İşçi Partisi (TİP) kuruldu

Türkiye İşçi Partisi tamamı işçi ve sendikaci olan 11 kişi tarafından kuruldu. Kurucular şu kişilerden oluşuyordu: 1. Kemal Türkler (Maden-İş Genel Bşk) 2. Şaban Yıldız (Teksif Yönetim Kurulu Üyesi) 3. Rıza Kuas (Lastik-İş Genel Bşk) 4. Kemal Nebioğlu (Toğ-İş Birliği Sekreteri) 5. Avni Erakalın (Sendikalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi) 6. Salih Özkarabay (Basın Teknisyenleri Sendikası Yön.Kurulu Üyesi) 7. İbrahim Denizcier (Türk-İş Yönetim Kurulu Üyesi) 8. Adnan Arıkan (Basın Tek.Sendikası Yön.Kurulu Üyesi) 9. Hüseyin Uslubaş (Yaprak Tütün El İşçileri Sendikası Bşk) 10. Ahmet Muşlu (T.Birleşik Gıda İşçileri Send. Genel Başk) 11. Saffet Göksüzoğlu (Kimya-İş Sendikası Genel Bşk). Parti, bir yıl boyunca hiçbir aydının yer almadığı bu kurucu heyet tarafından yönetildi ve daha sonra partinin kapıları aydınlara açılmaya başladı. Bu bağlamda, 1962 yılında, M.Ali Aybar Genel Başkanlığa ve Cemal Hakkı Selek Genel Sekreterliğe getirildi.

13 Şubat 1967
, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu

Disk, Türk-İş’dan ayrılan bir grup ilerici sendikacı tarafından kuruldu.  Disk’in kurucuları şu kişilerden oluşuyordu. 1. Kemal Türkler (T.Maden-İş Send.Gen.Bşk.) 2. Rıza Kuas (T.Lastik-İş Send, Gen.Bşk.) 3. Mehmet Alpdündar (T.Maden İşçileri Send.Gen.Bşk.) 4. Kemal Nebioğlu (T.Gıda-İş Send. Gen. Bşk.) 5.  İbrahim Güzelce (T.Basın-İş Send.Gen.Bşk.)

16 Şubat 1969, İstanbul’da Kanalı Pazar

16 Şubat’ta “Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü” adıyla izinli bir gösteri düzenlenmişti. Tertip komitesini Kartallı işçilerin oluşturduğu yürüyüşe birçoğu devrimci öğrenci kuruluşu olan 76 örgüt katılmıştı. Yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı yürüyüş, Beyazıt’ta başlayıp Taksim’de bitecekti.  Sultanahmet, Sirkeci, Karaköy, Tophane, Dolmabahçe ve Gümüşsuyu güzergahını izleyen yürüyüş korteji, Taksim’e girmeye başladığı bir anda saldırıya uğradı. Yürüyüş kolu Gümüşsuyu Taksim girişinde toplum polisi ve sağcılar (gerici ve faşistler) tarafından kesildi. Taşlı, sopalı, bombalı saldırıda yüzlerce yaralı ve iki ölü verildi. Ölenler, Duran Erdoğan ve Turgut Aytaç’tı. Saldırıyı düzenleyen sağcılar, önce Dolmabahçe Camiinde toplu namaz kılmışlar ve daha sonra Taksim’e çıkarak yürüyüşün gelmesini beklemişlerdi. Basında çıkan resimlerden sağcıların bıçaklı saldırılarını polislerin gözleri önünde gerçekleştirdikleri ve polislerin bunları izledikleri görülüyordu.

17 Şubat 1993, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümü

Eşref Bitlis, özel uçağının Ankara Etimesgut Havaalanı’ndan kalkışından kısa bir süre sonra Varlık Mahallesi üzerinde düştü. Genelkurmay Başkanlığı uçağın “buzlanma” nedeniyle düştüğünü ve herhangi bir sabotaj ihtimalı olmadığını açıkladı. Fakat, Bitlis’in oğlu ve uçağın plotununun yakınları uçağa sabotaj yapıldığı iddiasıyla dava açtı. Olay hala aydınlanamadı.

19 Şubat 1972, Ulaş Bardakçı öldürüldü

U.Bardakçı, THKP-C’nin kurucusu ve Genel Yönetim Kurulu üyesiydi. THKP-C’nin bütün eylemlerinde aktif olarak yer alan U.Bardakçı, Mahir Çayan ile birlikte Maltepe Askeri Cezaevi’nden firar etmişti. İstanbul Arnavutköy’de saklandığı evde polis tarafından kuşatılan  U.Bardakçı, polisle girdiği silahlı çatışma sonucu öldürüldü. Mütevazi davranışlarıyla dikkat çeken U.Bardakçı, o dönemin sessiz, sakin ve görevini en iyi şekilde yapmaya çalışan militan devrimcilerdendi.

22 Şubat 1962
,  Albay Talat Aydemir’in darbe girişimi

İstanbul’da 9 Şubat 1962’de Kurmay Albay Talat Aydemir ve arkadaşları tarafından 59 subayın katıldığı bir toplantı yapıldı. 9 Şubat Protokolü denilen bu cunta toplantısında alınan kararlar, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı tarafından biliniyordu. 19 Şubat’ta Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay tarafından Genelkurmay’a çağrılan Talat Aydemir ‘le yapılan pazarlıklardan bir sonuç alınamadı. Bu sırada Harb Okulu komutanı olan Talat Aydemir, Harb Okulu’nu ve kendisine bağlı birlikleri teyakkuz durumuna geçirdi. Genelkurmay’ın Hava Kuvvetleri’ni ve Ankara’nın en önemli vurucu gücü olan 28.Tümen’i alarma geçirmesi üzerine, Talat Aydemir, “soruşturma açılmamak ve emekli  olmak” kaydıyla darbe girişimine son verdi. Bu girişime katılan 69 subay ve 4 astsubay emekliye sevkedildi.   

27 Şubat 1917, Rusya’da Şubat Devrimi oldu
23 Şubat’ta İşçi Günü nedeniyle kadın işçilerin başlattığı “barış ve ekmek” taleplerini içeren gösteriler 3 gün boyunca artarak devam etti. Fabrikalarda grevlere gidildi ve her gün sokak gösterileri yapıldı. Almanya ve Avusturya ile savaşın sürdüğü o günlerde gösterilerin önünün alınamaması üzerine Çar, askeri birliklerden yardım istedi. General Kabalov askerlerden göstericilerin üzerlerine ateş açılmasını emretti.

26 Şubat gecesi bütün kışlalarda kıpırdanmalar görüldü ve ertesi gün kışlalardan silahlarıyla birlikte dışarı çıkan askerler işçilere katıldı. Silah depolarını ele geçiren askerler 40 bin tüfeği el koydu ve işçilere silah dağıtmaya başladı. 27 Şubat’ta ayaklanmaya katılan askerlerin sayısı 60 bini geçmişti. Petrograd’daki ayaklanma dalga dalga Rusya’nın her yanını sardı. Genelkurmay generallerin baskısıyla Çar II.Nikola tahtı bıraktı.

27 Şubat’ta Menşeviklerden ve Sosyalist Devrimcilerden oluşan Petrograd’da “İşçi ve Asker Delegeleri Sovyeti” kuruldu. Petrograd Sovyeti gibi, Moskova ve öteki kentlerde kurulan Sovyetler’de Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin yönetimindeydi. Bolşevikler sadece İvanova- Voznessenk gibi bir iki yerde çoğunluktaydı.

22 Şubat devrimi, bir Burjuva Demokratik Devrim’di. Devrim, Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler tarafından 1905’te başlayan Burjuva Demokratik Devrim’in tamamlandığı ve artık burjuvazinin önderliğinde bir anayasal düzene geçilebileceği şeklinde değerlendirildi. Ayrıca Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler, emperyalist savaşa son vermeyi ve halkın istediği bir barışı sağlamayı da düşünmüyorlardı. Burjuvazi, Menşeviklerin ve Sosyalist Devrimciler’in bu tutumundan yararlanıp onların desteğini de sağlayacak Geçici Hükümeti kurdu. Geçici Hükümet’de Anayasası Demokratlar, Oktobristler, kapitalist sınıfın öteki bazı temsilcileri ve Sosyalist Devrimci Kerensky yer aldı. Hükümetin kuruluşu, Duma Komitesi’yle Petrograd Sovyeti Sosyalist Devrimci ve Menşevik yöneticileri arasında yapılan anlaşmadan sonra, 2 Mart 1917’de Prens Lvov başkanlığında gerçekleşti. Lenin bu hükümeti, ”burjuvazinin ve burjuvalaşmış olan toprak ağalarının” temsilcilerinden oluşan bir iktidar olarak nitelemişti.

28 Şubat 1997, 28 Şubat Muhtırası verildi

28 Şubat 1997 günü 9 saatlik uzun bir toplantı yapan MGK'nun sonuç bildirgesi hükümete karşı bir Muhtıra niteliği taşıyordu.  Bildiri, önerilen  tedbirler paketinin uygulanmaması halinde "yaptırımı" öngörüyordu. Bu "yaptırım", mevcut sistem içerisinde Başbakan'ın ve dolayısıyla hükümetin istifasından, yeni bir hükümet modeline ve komuta heyetinin askeri müdahale ve yeni tedbirlere kadar birçok şeyi içermekteydi.

MGK’nın 28 Şubat toplantısından sonra açıklanan bildiri özetle şöyleydi:
"Anayasa ve Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı çağdışı bir kisve altında zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faaliyetler de gözden geçirilmiş;

"Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği;

"Anayasa'nın tanımladığı Cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine imkan sağlayacak güvenlik, huzur ve toplumsal barışın önem ve öncelik taşıdığı;

"Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların laik ve anti laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri;

"Türkiye'de laikliğin sadece rejimin değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplumun huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu;

"Devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilemeyeceği, yasalarla belirlenmiş kuralların gözardı edilerek yapılan çağdışı uygulamalarında hukukun üstünlüğü ilkesiyle  bağdaşmayacağı;

"Türkiye Cumhuriyeti'nin yurtdışındaki imajını ve itibarını zedeleyecek, her türlü spekülasyona son vermek gerektiğini, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik, demokratik insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olduğu yolundaki temel ilkelerinin Anayasamızın ve devletimizin teminatı altında olduğu, rejimin, kendisine ve geleceğine yönelik tartışmaların, içinde bulunduğumuz ortamda Türkiye'ye yarardan çok zarar verdiği;

"Açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginliklere ve çatışmalara neden olacağı değerlendirilmiş, bu konularda alınacak ve alınması gereken tedbirlerin Bakanlar Kurulu'na bildirilmesine karar verilmiştir."

2 Mart 1997 tarihinde kararlar doğrultusunda açıklanan 18 maddelik tedbirler ise şöyleydi:

1) Anayasa'nın 174.maddesindeki "Devrim Kanunları" uygulanacak. Kılık Kiyafet ile Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunları işletilecek.
2) Tevhidi Tedrisat Kanunu'na göre, Atatürk İlke ve İnkılapları'na sadık aydın din adamlarının yetiştirilmesi ihtiyaç düzeyinde tutulacaktır.
3) 8 yıllık kesintisiz ilköğretim acilen uygulamaya konulacak ve Kuran Kursları Milli Eğitim Bakanlığının kontrolünde ve isteğe bağlı olarak sürdürülecektir.
4) Tarikat ve İslami Cemaatler yakından izlenecek.  Bunlara izin verilmeyecek. Üyelerinden para toplayanlar kapatılacak.
5) İrticai faaliyetleri nedeniyle ordudan atılanlar konusu istismar edilmeyecek ve devlet kadrolarında görev alamayacak.
6) Tarikat ve Cemaatlerin mali ilişkileri ve kaynakları araştırılacak. "Kara Para Kanunu" işletilecek.
7) İslami holding ve işadamlarının faaliyetleri denetime alınacak. Bunların yurt içi ve dışında tefecilik yapması önlenecek.
8) Türk Silahlı Kuvvetleri'ne aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için alınması gerekli tedbirler, devletin bütün kurum ve kuruluşlarında uygulanacak.
9) İslami holding ve işadamlarının yurt dışından gelen kara paraları akladıkları yöndeki istihbaratlar değerlendirilerek adli takibata başlanacak.
10) İran İslam Cumhuriyeti'nin ve diğer ülkelerin (Libya, Suudi Arabistan gibi) Türkiye'deki rejim aleyhtarı faaliyetleri, tutum ve davranışları karşılıklı ekonomik ve siyasal ilişkiler bozulmadan önlenecek.  
11) Tarikatlardaki silahlanmanın mutlaka önüne geçilecek. Silahlı eylem ya da yeraltı eylemi yapanlara göz açtırılmayacak. 
12) Bir partinin ilçe, il ve belediye başkanlarının söyledikleri de partiyi bağlayacak. Bu kişilerin konuşmaları nedeniyle parti hakkında kapatma istemi ile dava açılması için gereken yapılacak.
13) Kamuya ait işyerlerinde kılık kıyafet yönetmeliklerinin uygulanmasında azami dikkat sarf edilecek. Sakallı ve başörtülü memurların yönetmeliğe uymaları sağlanacak.
14) Çeşitli nedenlerle verilen kısa ve uzun namlulu silahlara ait ruhsat işleri yeniden düzenlenecek ve özellikle pompalı tüfeklerin satışı sınırlanacak. Tüfekler periyodik aralıklarla kontrol edilecek. 
15) Kurban derilerinin İslami dernek, vakıf ve tarikatlara verilmesi önlenecek, derileri sadece THK'nun toplanması sağlanacak.
16) Özel üniforma giydirilmiş korumalar ve buna neden olan sorumlular hakkında yasal işlemler yapılacak, yasa ile öngörülmemiş bütün korumalar kaldırılacak.
17) Ülke sorunlarının çözümün " Millet Kavramı” yerine “Ümmet Kavramı" bazında ele alarak bölücü terör örgütüyle (PKK) paralellik gösteren tutum ve davranışlar, yasal ve idari yollardan önlenecek.
18) Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki 5816 sayılı kanunun istismar edilmesi önlenecek.

Alınan bu kararların uygulamasının yapılıp yapılmadığını kontrol etmek için MGK bünyesinde bir birim oluşturuluyor ve çalışmaları MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç koordine ediyordu.