Rönesansın başlatıcılarından Mikelanj, PİETA isimli heykelinin görkemi karşısında, bunu nasıl yapıyorsunuz diye sorulması üzerine, onu ben yapmıyorum, o zaten mermerin içerisinde duruyor, ben fazlalıkları atıp onu ortaya çıkarıyorum, der. Teşbihte hata olmaz: Sabo için Pieta benzetmesini yapmak hiç abartılı olmayacak.O zaten eşsizliği ile devrimci hareketin tarihinde yerini almış, sessiz kahramanlar galerisinde duruyor.Sadece, Sabo’ya dair, klavyenin başına geçmek, ya da kalemi almak yeterli idi; yani Mikelanj olmak gerekmiyor. 28.08.1949 tarihinde Van’ın Gevaş ilçesinde, sağlık teknisyeni bir baba ve ev hanımı bir annenin 2. çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha çocukluğunda okumaya meraklı, çok çalışkan ve derslerinde çok başarılı bir öğrenci olarak dikkat çekti. Ev içi yaşamında da az konuşan, sessiz , sobanın arkasında hep elinde bir şeyler okuyan kardeş olarak hatırlanıyor. İlk ve ortaokulu Gevaş’ta bitirdikten sonra, baba, bu zeki ve çalışkan oğlunu, Van ve Gevaş ‘taki lise tedrisatının düzeyini düşünerek, daha iyi yetişsin diye, o yılların güçlü liselerinden Malatya Turan Emeksiz Lisesinde okutmak üzere akrabalarının yanına götürdü.Sabo orada da aynı Sabo’ydu.Sessiz, çalışkan, gösterişsiz… Liseyi bitirdiği yıl, sınav tercih listesinin en başında yer alan Mülkiyeyi kazandı.1966-67 döneminde, Siyasal Bilgiler fakültesine 1.11.1966 tarihinde kaydını yaptırdı.Artık Siyasallı bir öğrenci olarak, mülkiye yurduna yerleşti. Okula geldiği ilk yıldan, sıcaklığı, tevazusu, dost canlısı sevecenliği, samimiyeti ile yeni oluşan arkadaş çevresinde bu Van’lı Kürt delikanlısı çok sevildi.Tevazusu hakiki idi, kişiliğinin içselleşmiş ayırt edici bir vasfıydı. İçerisinden geldiği ezilen sınıfın kurtuluş ideolojisini benimsemekte geç kalmadı. Politik – ideolojik evrimi ile o dost canlısı sevecenliği, can yoldaşlığına dönüşecek, bu uğurda, davası ve sosyalist idealleri için üzerine yağan şarapneller, kurşunlar ve bombalar altında canını vermekte tereddüt etmeyecekti. Mülkiye kantinin de, hiç beceremediği futbol oyununda, Mahir’in sektirdiği naylon topu almak için yaptığı hızlı atak karşısında, Mahir’in attığı zarif çalım sonrası ancak duvara toslayarak durabilmesi arkadaşlarını gülmekten yerlere yatıracaktı.Komplekssiz, kaprissiz Sabo, kendisi de çok gülecekti bu duruma. Artık yavaş yavaş asude öğrencilik dönemi sona eriyordu.Türkiye de de dünya ile senkronize biçimde öğrenci-işçi-gençlik kıpırtıları eylemliliğe dönüşüyordu. Faşistler, köşe başlarında devrimcileri vurmaya başladılar.Okullar basılıyor, kıstırılan, yakalanan devrimci - solcu öğrenciler dövülüyor, okulları ele geçirmek amacıyla, polis desteği ve korumasında organize saldırılar artıyordu. Örgütlenme artık kendini dayatmıştı; hem faşist saldırılara karşı hem de DEVRİM amacını gerçekleştirmek için Devrimci öğrenciler Fikir Kulüpleri Federasyonu etrafında örgütlenmeye başladılar.Sabo önce FKF daha sonra da DEV-GENÇ örgütlenmesinin başlangıçlarından itibaren yer aldı, sorumluluk üstlendi ve çok vasıflı bir militanı oldu. 1970-71 döneminde son sınıf öğrencisiyken SBF - DER yönetimine seçildi. 18 Mart 1970 tarihinde sivil faşistlerin Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi ne yaptıkları baskına karşı koymak ve devrimci öğrencilerin yardımına koşmak üzere, mülkiye kantininden fırlayan devrimci öğrenciler arasında Sabo’da vardı.Çıkan kavgada faşistlerin silahlı saldırısı sonucunda yaralandı. Vurulduğu bu çatışmada üzerindeki silahını kullanmadı.Yaralandığı ve kan kaybettiği halde yığıldığı yerde sessizce bekledi.Arkadaşları faşistleri püskürttükten sonra, toparlanıp mülkiyeye ( oradan gelmişlerdi ; bu kavgadaki isimler sonraki 40 yıl boyunca devrimci mücadele içerisinde yer aldılar ) dönme hazırlığı esnasında Sabo’nun durumunu fark ettiler.Acı içinde kıvrılmıştı; Öylesine sessiz, öylesine onurlu.Arkadaşları hayranlık ve sevecenlikle omuzlayıp götürdüler Sabo’larını. FKF, DEV-GENÇ – THKP-C dönüşümünde aynı kararlılık aynı militanlık aynı fedakarlıkla Karadeniz bölgesinde köylü üreticilerin örgütlenmesi çalışmalarına katıldı. Bölgede çalışma yürüten devrimcilerin, yerel kadroların arasında çok sevilen bir devrimci oldu. Daha çok Karadeniz bölgesinde çalışırken, Osmaniye – Adana yöresinde örgütlenme çalışmalarında da görüldü. 12 mart gelince artık devrimcilere yönelik ölümcül sürek avı başladı. Hüseyin Cevahir, Ulaş Bardakçı delik deşik edilerek öldürülürken, sıra Koray Doğan’a geliyor ve Koray sırtından vurulup yaşama veda ediyordu. Ünlü Maltepe firarı sonrasında THKO ve THKP-C’li devrimciler, Deniz’lerin idamını durdurmak için eylemler planlarken, daralan çember Ankara ve İstanbul’da barınma olanağını ortadan kaldırıyordu. Tek çare kalmıştı; Karadenize geçmek. Gerilla eylemleri hazırlığı aşamasında, Sabo’da arkadaşları ile birlikte Karadenizde faaliyetler içerisinde yer almıştı.Bu defa yoldaşları ile birlikte bir daha geri dönmemek üzere Karadenize tekrar gelmişti, Sabo. Kızıldere köyünde birkaç gün arayla 10 yoldaşı ile o meşum evde buluştular. Adım adım takipte olan güvenlik ve istihbarat güçleri adresi tespit edip saklanılan evi çembere aldılar.İçerideki İngiliz rehinelere rağmen İngiltere hükümetinin Türk devletinden bir talebimiz yoktur açıklaması üzerine havanlar, bazukalar, ağır makineli tüfekler ile evin içi dışı kalbura döndü.Yoğun muhasara sonrası artık yaşama şansı kalmamış olan devrimcilerin ölü vücutları, hınçla birer kez daha taranıp son kez de alınlarına birer kurşun sıkıldı. Kıyamet dindikten sonra cenazeler yakınları tarafından birer birer alınırken, son kalan cenazenin tanınmaz haldeki yüzü nedeniyle teşhis edilememesi üzerine Ertuğrul Kürkçü, yaşadığı o korkunç olaydan sonra bir de sevgili yoldaşını teşhis etmek üzere cenazenin yanına getirilir.Giysilerinden O’nu tanıyan Ertuğrul Kükçü, evet der, bu SABAHATTİN KURT. Haberi radyodan duyan ve ağır bir şok geçiren aile, Sabo’larını almaya gidemez. Çok inandırıcı olmasa da bir umut vardır içlerinde; belki bir isim benzerliği, belki bir yanlışlık. Ama, 2-nisan-1972 tarihli GÜN gazetesinin ilk sayfasındaki çok net ve büyükçe resim, o son kalan ümidi de yerle bir eder.Çünkü Hüdai yoldaşının hemen yanıbaşında uzanan cenazenin, kanlı ama duru ve sakin yüz ifadesindeki belirgin olan kaşından, aile oğullarını tanır. Arkadaşlarının 39 yıl sonra ‘’bir pırlantaydı’’ diyerek andıkları Sabo, bu dünyaya 23 yaşında veda eder. Niksar’ın ŞAVŞAK mezarlığına gömülür. Sessizce yaşadığı hayat sonrası aynı sessizlikle şimdi, yani, 39 yıldır sessiz ve sitemsiz yatıyor SABO…ŞAVŞAK mezarlığındaki çam ağaçlarının altında…gösterişsiz… bir mezarı bile olmaksızın…



