Özel mülkiyetle ortaya çıkan ve sınıflı toplumlarda gelişen, kendini yeniden yeniden üreten erkek egemen ideoloji, kapitalist toplumlarda daha da perçinlenerek devam etmektedir. Sınıflı toplumlar varlığını sürdürdüğü sürece de kadınlar ezilme ve sömürü ilişkilerinin içinde tam ortasında yer almaya devam edecektir. Hayatın tüm alanlarında olduğu gibi eğitimin tüm aşamasında da cinsiyetçi uygulamalar ile karşı karşıyayız. Cinsiyetçilik ile mücadelede dikkat edilmesi gereken belli başlı hareket noktalarımız olmalıdır. Bunlardan ilki örgütümüzde dev-genç içerisinde erkek egemen ideoloji ile mücadele ederken eğitim alanında ve tabi ki hayatın tüm alanlarında maruz kaldığımız cinsiyetçi uygulamalar teşhir edilmeli ve azami bir biçimde mücadele edilmelidir.
Eğitim evrensel düzeyde temel bir insan hakkıdır. Eğitim hakkı diğer insan hakları içinde özel bir öneme sahiptir. Çünkü eğitim süreci diğer özgürlüklerin kullanılmasında veya kullanılmamasında, insan kişiliğinin tüm yönleriyle gelişmesinde çok önemli bir etkendir. Yani eğitim diğer hak ve özgürlüklerin kullanılmasını genişletilmesini kolaylaştırır ya da zorlaştırır.
Gerek uluslar arası anlaşmalarda gerekse anayasa başta olmak üzere ulusal düzeyde bağlayıcı yasa hükümlerinde eğitimin herkese eşit olarak sunulacağı belirtilmesine rağmen pek çok toplumda eğitim hakkının kullanılmasında sosyal sınıf, ırk, cinsiyet, renk, din, dil, politik görüş, ulus, etnik köken ve benzeri nedenli ayrımcılıklar yapılmaktadır. Kadınlar da sırf kadın kimliklerinden kaynaklı ayrımcılığı katmerleşerek yaşamaktadır. Eğitim sistemi içinde bulunduğu düzenle uyum sağlayacak biçimde şekillendirilirken kadını da erkeğe bağımlı toplumsal statüde ikincil cins olarak yaşamaya koşullandırır.
Toplumun her alanında olduğu gibi eğitimde de ta başından itibaren hâkim olan bir doku vardır ki o da toplumsal cinsiyettir Bir bütün olarak eğitim süreci erkek egemen bir mantık üzerinde şekillenmektedir. Türkiye’deki okullaşma verileri incelendiğinde eğitim düzeyi yükseldikçe kadınların eğitime katılım oranının azaldığı görülür. Bunun yanında eğitim hakkından yararlanabilenler ise cinsiyetçi uygulamalarla karşı karşıya kalmakta ve toplumsal cinsiyet rollerinin içselleştirilmesinde ve yeniden üretilmesinde önemli bir işleve sahip hale getirilmektedir. .  İlköğretim düzeyinde erkek çocuklara teknik derslerin kız çocuklara ise el becerisi gerektiren derslerin ağırlıklı olarak öğretilmesi buna bir örnektir. Yine anaokulundan itibaren erkek çocuk ‘vatanı koruyan mehmetçik’ kız çocuksa vatana hayırlı, ulusuna yakışır nesiller doğurmak ve yetiştirmekle görevli anne rolüne sokulmaktadır.
Â
İlköğretim ve ortaöğretimin bir devamı olarak yükseköğretim süreci de bu belirlenim ve sonucunda şekillenen toplumsal iş bölümünün yansımalarıyla doludur. Kadınlar eğitimleri boyunca geleneksel rolün devamı sayılan sekreterliğe hemşireliğe öğretmenliğe yönlendirilmekte ve bu türden meslekler kadın mesleği olarak her düzeyde meşrulaştırılmaktadır. Böylece aslında erkek egemen kültürün kadına biçtiği rol meşrulaştırılmaktadır.
Biz genç kadınların hem kadın olmamızdan hem de genç olmamızdan kaynaklı yaşadığımız sorunlar ortadadır. Gerek aile okul sevgili yurt baskısı gerekse yaşadığımız taciz tecavüz ve şiddet biz kadınları gün geçtikçe daha ikincil duruma düşürmekte ve erkek egemen sistemin baskısını daha fazla hissetmemize neden olmaktadır. Küçük yaşlardan beri korunması sahip çıkılması gereken varlıklar olarak görülmemiz üniversite yaşamında da biz kadınların karşılaştığı büyük sorunlardan biridir. Üniversite öğrencisi olmak kadınlar için öğretimin dışında kalan toplumsal yaşam alanlarında ve özellikle de barınma ile ilgili cinsiyetçi düzenlemelere konu olmak anlamına gelmektedir. Yurtlarda kalan kadın ve erkek öğrencilerin karşı karşıya kaldıkları cinsiyet ayrımcı uygulamalar bunun en açık örneğidir. Üniversitelerde kadın öğrenciler için yurda giriş saati belirlenmiştir ama erkek öğrenciler için böyle bir belirleme yoktur. Ayrıca kimi yurtlarda kadınların bedenleri denetim altına alınmaya çalışılarak, zorla bekâret kontrolleri yapılmaktadır. Yine akademik unvanlar %75 oranında erkeklere aittir ve bu alanda kadınların kadın olmaktan kaynaklı sorunları sürekli olarak önlerine bir engel olarak konmaktadır. Bu şekilde zaten zor koşullarda gerçekleşen bilimsel üretim üniversitelerde erkeklerin dolayısıyla erkek egemen ideolojinin tekeline teslim edilmektedir.
Kampüsleri kışlaya çevirmeye çalışan zihniyet, güvenlik güçleriyle üniversiteleri militaristleştirmektedir. Ve günümüzde militarizm en çok kadınları vurmaktadır. Güvenlik sağlamak bahanesiyle kampüslere giren güvenlik güçleri kadınlar için birer tehdit unsuru olmaktadır. Üniversiteli kadınlar güvenlik güçleri tarafından tacize, baskıya ve şiddete maruz kalmaktadır.
Üniversiteye gelene kadar ailesiyle yaşamış, giriş çıkış saatlerine karışılmış, kılık kıyafetine, her türlü istek ve davranışlarına müdahale edilmiş kadınlarda, üniversiteli olmak ‘denetimden uzakta’, ‘özgürlük’ ve ‘kurtulmuşluk’ yanılgısı uyandırmaktadır. Fakat toplumsal cinsiyet rollerinden doğan ayrımcılık çeşitli şekillerde devam etmektedir.
Â
Toplumda şiddetin eğitimsizlikten kaynaklandığı inanışı vardır. Fakat İstatistiklerde göstermektedir ki yükseköğrenim görmüş her 6 erkekten 1 i eşine fiziksel şiddet uygulamaktadır. Bu inanış ve anlayış eğitim almış kadınların uğradıkları şiddeti saklamalarına sebep olmaktadır.
Â
Üniversitelerde öğrenci, öğretim elemanı ve personel olmak üzere birçok kadın bulunmaktadır. Bu kadınlar cinsiyetçi ayrımcılık ve uygulama, sözlü, fiziksel, psikolojik, ekonomik taciz ve şiddet gibi sorunların çeşitli şekillerine maruz kalmaktadır. Kadınlar yaşadıkları sorun karşısında kendi sorunlarına yönelik daha içe kapanık daha çekimser bir tutum sergilemekte, sorularını dile getirme noktasında rahat davranamamakta, kendilerini güvende hissetmemektedirler. Bu gerçeklikten hareketle bugün üniversitelerde en büyük ihtiyaçlardan bir tanesi, kadınların yaşadığı sorunlar karşısında rahatlıkla danışabileceği ve başvurabileceği bir birimin olmamasıdır.
Â
Â
.cinsiyetçiliğe karşı insanlık tarihi boyunca kadınların verdiği mücadeleler sonucu çok önemli kazanımların elde edildiği açıktır ancak kadınların yaşamakta olduğu sorunlar ve sorunların düzeyi dikkate alındığında mücadelenin esasının bizleri beklemekte olduğu görülecektir.
-üniversite yurtlarında kadın ve erkek öğrencilere yönelik ayrımcı uygulamaların önüne geçilmelidir.
-Eğitimde cinsel eğitim dersleri uzmanlarca verilip yaygınlaştırılmalıdır.
-Ders kitapları toplumsal cinsiyet rollerinden arındırılmalıdır.
-Kadınların eğitime katılmalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
-kadınları geleneksel kadın rollerinin uzantısı olan sekreterlik hemşirelik öğretmenlik gibi mesleklere yönelten toplumsal baskı ve yönlendirmeler ortadan kaldırılmalıdır.
-Ders kitapları cinsiyet ayrımcı ifadelerden arındırılmalıdır. Ders kitaplarına özellikle psikoloji ve sosyoloji alanında kadının evrimi ile ilgili bölümler konmalıdır.
-Kadınlarla ilgili veriler, belgeler, araştırma ve çalışmalar geliştirilmeli yaygınlaştırılmalı ve yüksek öğrenim programları kapsamına alınmalıdır.
-Üniversitelerde sorun yaşayan kadınların başvurabileceği ve danışabileceği birimler, merkezler kurulmalıdır. Bu birimler  psikolojik, hukuksal ve sağlık alanında ücretsiz hizmet vermeli, yol gösterici, çözüm üretici olmalı ve başvuran kadının kimliğini kesinlikle teşhir etmemelidir.
- üniversilerde kadınların kürtaj, doğum kontrolü dahil bütün sağlık sorunlarına ilişkin anında bilgilendirebilecek ve çözüm yolu gösterebilecek cinsel danışma hattı kurulmalıdır.
- başörtüsünün kadını yasaklamasına, başörtüsünü yasaklayan yasakçı zihniyete de karşı olmalıyız. Üniversiteler, bilimsel araştırma kurumları olarak kıyafetin sorun edileceği bir yer değildir/olmamalıdır. Kadınlar sadece kılık/kıyafetlerinden ötürü eğitim haklarından mahrum bırakılmamalıdır.
-kadınların eğitime etkin katılımını önleyen ekonomik dinsel dilsel bölgesel ve benzeri engeller kaldırılmalıdır.
-  Üniversite kampüs alanı kadınların kendilerini rahat ve güvende hissederek dolaşabilecekleri yaşam alanı haline getirilmelidir. Bu doğrultuda oldukça yetersiz olan ışılandırmaların artırılması gerekmektedir.
- üniversitelerdeki güvenlik birimleri kaldırılmalı, jandarma polis ve özel güvenlik görevlileri üniversite kampüslerinden uzaklaştırılmalıdır.
Â
-üniversitelerde çocuğu olan akademisyen kadınların ve öğrenci kadınların yaşamını kolaylaştırıcı kreşler gündüz bakım evleri açılmalıdır.
-kadınlar tüm eğitim kurumlarından ve mesleki eğitim programlarından serbestçe ve parasız olarak yararlanmalıdır. Geleneksel olarak erkeklerin çalıştığı dallara girebilmelerini ve daha önceden kendilerine kapalı olan meslek ve vasıfları öğrenebilmelerini kolaylaştırabilmek için kadınlar lehine tercihli tedbirler alınmalıdır.
Yaşanılan kadınlık durumları ve DevGenç politikalarında kadın talepleri
Toplumdaki ikincil konumlarımızın içselleşmesi nedeniyle; konuşan değil dinleyen olmayı, yöneten değil yönetilen olmaya kolayca karşı çıkmamız gerçekliğimizdir.
Toplumdaki verili kadınlık ve erkeklik rolleri dolayısı ile erkekler kadınları yönetme ve yönlendirme hakları olduğunu düşünüp böyle davranmakta sakınca görmemektedirler.
Genel olarak hata yapanın kadın olması durumunda eleştiriler acımasızca olmaktadır. Bu nedenle kadınların hata yapmaktan ya da yanlış anlaşılmaktan duydukları kaygı, konuşma ve yazmalarının önüne engel olmaktadır. Ayrıca kitle önünde konuşma pratiklerimizin azlığı sebebiyle konuşma sırasında duyulan heyecanı yenmek de kürsüden uzak durma sebeplerimizden biridir.
Maruz kaldığımız cinsiyetçi uygulamaların üstesinden gelmek ve zorlandığımız konuları aşmak göstereceğimiz kadın dayanışması ile mümkün görünmektedir.
DevGenç’li kadınlar olarak alanlarımızda merkezi bir politik hat ve örgütlülük ile faaliyet yürütmeyişimiz nedeniyle kadın politikalarının örgüt içinde ve alanlarımız olan okullarımızda hayata geçmesinde belirgin bir geri düşüş söz konusudur. (Diyalektikte durmak geri gitmek demektir.) Verili durumumuzu göz önüne alarak kadın politikalarımızda önümüze bir takım hedefler ve amaçlar koymamız gerekliliği su götürmez bir gerçektir.
DevGenç’li Kadınların karar süreçlerinde daha çok var olmaları örgütümüzün ve kadın kurtuluş mücadelesinin bugünü ve geleceği açısından çok büyük önem taşımaktadır.
Genel olarak toplantılarımızda söz almayı parti karar süreçlerine katılmayı kadın yazılarımızda pek çoğumuz yazmamıza rağmen yayınlarımızda toplumsal cinsiyet dışındaki konularda yazı yazmayı tercih etmediğimiz gözlemlenmektedir. Bu durumun sebeplerini ortaya koyarak değiştirmeye çalışmak kadın sesinin daha güçlü olması ve kadın taleplerimizin politikada görünürlüğü açısından büyük önem taşımaktadır.
Örgütümüz düzleminde erkek egemenliğini bilince çıkarmak için çeşitli düzeylerde toplantı ve etkinlikler düzenlemek anlamlı olacaktır.
Örgütlü kadın dayanışması özel alanlarımızdaki cinsiyetçi iş bölümüne ve maruz kalınan erkek egemen davranışlara karşı verilen mücadeleye de yansıtılmalıdır.
-Eylemlerimizde:
Eylemi düzenleyen organlar; gündem ile ilişkili olarak kadınların belirlediği talepleri( pankart slogan döviz…) dikkate alan bir yerden hareket etmelidir.
Örgütümüzün temsilinin gerekli olduğu durumlarda kadınlar toplumsal cinsiyet kaynaklı kendini ifade ve özgüven sorunları yaşar. Bu noktada karşımıza başka bir mesele daha çıkmaktadır; böylesi durumlarda erkeklerin ne kadar yeterli oldukları sorgulanmazken, kadınların ne kadar yeterli/yetersiz oldukları sorgulanmaktadır. Böylesi durumlarda bizce sorun yeterlilikten ziyade yukarıda da bir miktar ifade ettiğimiz toplumsal cinsiyetle alakalıdır. Bu tespitten hareketle, örgüt içinde ve dışında politikaya müdahil olmak için, varolan eğitimlerin dışında salt kadınlara kadın sorunu eğitimleri dışında genel politik mevzular ve perspektiflerimiz noktasında eğitimler düzenlenmeli, bu görevler için kadınlar desteklenmeli, teşvik edilmeli, önünü açıcı pratikler ortaya konulmalı ve bu kadın faaliyetimizin olmazsa olmazı olarak görülmelidir.
Örgütsel olarak var olduğumuz her alanda kadın bakış açısının ve taleplerinin dikkate alınması ve kararlara geçmesi sağlanmalıdır.
Gündemin kadına değen yanlarının özellikle işlenmesi ve kadın taleplerine somut olarak yer verilmesi politikalarımızı cinsiyetten arındırabilmek için gereklidir. Bu bağlamda kadın forumları ve kadın koordinasyonları kadın politikalarını parti politikaları haline getirilmesine dikkat çeker.
Yayınlarımızda özellikle dev genç dergisinde  kadın yazılarına ağırlık verilmelidir.
Yerellerde kadın örgütlülüğü yönünde çalışmalarımızı artırmalı ve ortak kampanyalarla kadın mücadelemiz aktif ve sistemli hale getirilmelidir. Bu bağlamda merkezi bir kadın organı oluşturulmalı ve bu organ yerellerle bağlantılı olarak çalışma yapmalıdır.



